Japonya İçişleri ve İletişim Bakanlığı, 2024 yılına ait resmi nüfus istatistiklerini yayımladı. Açıklanan verilere göre, Japon vatandaşlarının sayısı yalnızca bir yıl içinde 898 bin kişi azaldı. Bu dramatik düşüş, ülke tarihinde şimdiye kadar kaydedilen en yüksek yıllık nüfus azalışı olarak tarihe geçti. Japonya’nın toplam nüfusu ise 123,8 milyona gerileyerek ülkenin demografik krizini bir kez daha gözler önüne serdi.
Doğurganlık Oranı Dibe Vurdu, Toplum Hızla Yaşlanıyor
Japonya’daki nüfus düşüşü, geçici bir durumdan çok yapısal bir krizin habercisi. Uzmanlara göre bu tabloyu oluşturan iki ana etken bulunuyor:
- Doğurganlık oranındaki sert düşüş
- Nüfusun giderek yaşlanması
Bu iki unsur yalnızca Japon toplumunun yaş ortalamasını yukarı çekmekle kalmıyor; aynı zamanda iş gücü arzını, emeklilik sistemlerini ve sosyal devlet anlayışını derinden etkiliyor. 15-64 yaş aralığında yer alan ve çalışma çağındaki bireylerin sayısı da 224 bin kişi azalarak 73,73 milyona geriledi. Bu düşüş, üretim kapasitesi ve ekonomik büyüme hedefleri açısından oldukça endişe verici bir tablo ortaya koyuyor.

Yabancı Nüfustaki Artış Krizi Durduramadı
Son yıllarda Japon hükümeti, azalan yerli nüfusu dengelemek adına yabancı iş gücü politikalarına ağırlık verdi. Ancak bu strateji, beklenen etkiyi yaratmakta yetersiz kaldı. Ekim 2024 itibarıyla ülkedeki toplam yabancı nüfus artış göstermesine rağmen, ülke genelinde net nüfus kaybı 550 bin olarak kayıtlara geçti. Bu da demografik tablonun kısa vadede düzelmesinin oldukça zor olduğuna işaret ediyor.
Demografi Uzmanları Uyarıyor: Acil ve Kapsamlı Reform Şart
Alanında uzman isimler, Japonya’nın karşı karşıya kaldığı bu derin demografik krizin yalnızca nüfus sayılarıyla sınırlı kalmadığını vurguluyor. Asıl sorun; ekonomik büyüme modeli, sosyal güvenlik sistemleri ve eğitim politikaları gibi çok daha geniş yapıları doğrudan etkilemesi.
Eğer Japon hükümeti kısa süre içinde doğurganlık oranlarını artıracak, aileleri destekleyecek ve genç nüfusu teşvik edecek stratejik reformlar geliştirmezse, 2025 ve sonrasındaki süreçte daha ciddi sosyal ve ekonomik çöküşlerle karşılaşabilir. Uzmanlar, çocuk bakım olanaklarının genişletilmesi, kadınların iş gücüne katılımının artırılması ve aile dostu vergi düzenlemelerinin bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.